04.04.2026
“CHP’Lİ TÜM BELEDİYE BAŞKANLARIMIZLA ONUR DUYUYORUZ, GURUR DUYUYORUZ; NE BASKILAR YILDIRABİLİR BİZİ NE DE DURDURABİLİRLER”
“100 YIL SONRA BİR KEZ DAHA YOKSULLUĞU YENECEĞİZ, İŞSİZLİĞİ BİTİRECEĞİZ”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Afyon İl Belediye Başkanları Toplantısı’na katıldı. Toplantının açılışında konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Herkese günaydınlar. Hepiniz Afyonumuza hoş geldiniz, Egemize hoş geldiniz. Bugün burada bu toplantıda Afyon’da Cumhuriyet Halk Partisi’nin iki yıl önce kazandığı büyük yerel seçim zaferinin ikinci yıldönümünde, onu takip eden ilk hafta sonunda sizlerle birlikteyiz. 21 il belediyesi kazanmıştık iki yıl önce. Bunlardan üçü kadın belediye başkanlarımız ve yan yana oturuyorlar. Afyon, Bilecik, Edirne belediye başkanlarımız burada. 18 erkek belediye başkanımızla birlikte 21 il belediyesini kazandığımızda Türkiye’de böyle bir sonucu hiç şüphe yok ki kimseler beklemiyordu” dedi. Özel, şöyle devam etti:
BUNLAR İÇİN SEÇİM KAZANMAK İSTİYORDUK”
“Malum biz yürüyüşümüzde Cumhuriyet’in ikinci 100 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini yeniden iktidar yapmak ve 100 yıl önce bütün imkansızlıklara rağmen önce kurtuluşu, sonra kuruluşu, sonra da bir milletin uyanışını, dirilişini, ayağa kalkışını; büyük bir kalkınmayı, hastalıklardan ve yoksulluktan kurtulmayı, Türkiye’yi demokratik yönetilen bir Cumhuriyet olarak muasır medeniyetleri yakalama ve geçme, gelişmiş ülkeleri yakalama ve onlardan daha ileriye gitme hedefini ortaya koyduğu Türkiye’nin 100’üncü yılında, 100 yıl sonra bir kez daha yoksulluğu yenmeyi istiyorduk. İşsizliği bitirmeyi istiyorduk. Başta gelir adaletsizliği olmak üzere her türlü adaletsizliği bitirmeyi, mutfaktaki ve cüzdandaki yangını söndürmeyi, Türkiye’de hiç kimsenin hak etmediği şekilde emeklilerin yoksulluğunu, emekçilerin çaresizliğini ortadan kaldırmak, barınma krizini çözmek istiyorduk. Dört gençten üçünün ‘Fırsatını bulursam yurtdışına giderim’ demesinin en büyük beka sorunu olduğunu görüp, dünyanın gelişmiş ülkelerinin Türkiye üzerinde hesap yapması ve hayal kurmasından korkmayıp kendi gençlerimizin dünyanın öbür ucunda hayal kurmasından duyduğumuz rahatsızlıkla bu işi geriye çevirmek istiyorduk. Bunun için de Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk seçimlerini kazanmak istiyorduk.”
“ÖNCE ÖZELEŞTİRİ YAPTIK, SONRA DA KENETLENDİK”
“Mayıs ayında yapılan seçimlerde büyük bir üzüntü ve hayal kırıklığına uğradık. Devamında Türkiye adeta muhalif seçmenlerin hayata küstükleri, büyük bir duygusal kopuş yaşadıkları bir dönemi yaşadı. Partimiz anketlerde çok kötü bir durumdaydı. Yaklaşan yerel seçimlerde kimse oy kullanmayı düşünmüyor, kararsız değil ama tepki ve protesto oylar yüzde 30‘ları, 40’ları aşmış durumdaydı. Bu durumda burada bir ayağa kalkış, bir özeleştiri ve ardından bir kenetlenişe ihtiyaç vardı. İşte biz hep beraber bunu başardık. Önce bir öz eleştiri yaptık, sonra kenetlendik ve hep birlikte yerel seçimlere doğru ilerledik. Yerel seçimlerde ne yapacağımızı düşünürken şunu düşündük. ‘100 yıl önce Atatürk ve arkadaşları ne yaptıysa aynı şeyi yapmak lazım.’ Neredeyse 50 yıldır siyaset kalesinin başarı kapısı partimize kapalıydı. Üstündeki üç koca kilidi Gazi’den kalan üç anahtarla; gençlere güvenerek, kadınlara güvenerek ve bilime güvenerek açtık. Doğru yöntemlerle bolca anket yaparak ve 350 bin anketle adayları belirleyip, 255 bin anketle onları sahada takip ederek, normalde kampanya bütçesinin yüzde yarımı ölçme - değerlendirme iken yüzde 16’sını ölçme - değerlendirmeye ayırarak vatandaşın beklentilerini, talepleri ile bunu çözmek üzere ona önerebileceğimiz belediye başkan adaylarımızı ölçtü. Oradan gelen geri bildirimlerle davrandık.”
“HER BİRİNİZİ ŞEHİRLERİNİZ GÖREVE ÇAĞIRDILAR”
“Biraz önce burada yarım saat süreyle nefes almadan yaşadığı şehre iki yılda yaptığı hizmetleri anlatan Burcu Köksal’ı da burada beni dinleyen bütün arkadaşlarımızı da… Örneğin deprem bölgesinde büyük bir yıkım yaşayan Adıyaman’ın Abdurrahman Tutdere‘yi çağırması gibi… Afyon Burcu Köksal’ı çağırırken, Abdurrahman Tutdere’yi Adıyaman çağırdı. Her birinizi kendi şehirleriniz göreve çağırdılar. Biz bu görevlendirmeleri yaptık ve gerisini size bıraktık. Buradaki bütün il belediye başkanlarım; teker teker her birinin adını, ilini saydığımı kabul edin; her biri o şehirde doğmuş, büyümüş ve o şehri yaşayan, o şehrin sorunlarını bilenler. Yolda yürüdüğünde karşılaştığı kişinin soyadından köyünü bilen ya da çehresinden bulundu mahalleyi söyleyen, o şehrin zaten çoktan gönlünde yer almış kişilerdi. Gerisini dediğimiz gibi size bıraktık ve sizler o şehrin gerçek sorunlarını bilen, tertemiz, içinden gelen, kibirli değil, tevazu gösteren, alışverişini pazardan kendisi yapan, esnafın her birinin bizzat müşterisi olan, cenazeyi birlikte kaldırdığınız, düğününü birlikte yaptığınız o şehirlerde görülmemiş bir destekle Türkiye’de tarihe geçtiniz. Genel olarak ya CHP’nin kazanmasının imkansız olduğunu düşündükleri şehirlerde, ittifak ortakları ikisi arasında paylaşamayıp, ikisi birden niyet ettiği yerde üçlü yarıştan kimsenin inanamadığı sonuçları olarak çıktık. Genel olarak da her iki kişiden birinin oyunu alarak o seçimlerden çıktık. O gün 31 Mart akşamı genel merkezde kürsüye çıktığımda 10 gün öncesinden söylediğim ve AK Parti basınının bolca alay ettiği bir sözü yerine getirecektim. Hep diyordum ki ‘31 Mart akşamı saat 21.00 gibi TRT’ye büyük bir sürpriz yapacağım.’ Millet TRT’nin önünde protesto yapacağımızı filan düşünüyordu. ‘Cumhuriyet Halk Partisi seçimi kaybedecek…’ Bütün bir kampanya boyunca 100 dakikanın 99 dakikasını AK Parti ve MHP adaylarına, bir dakikasını CHP’ye ve onu da CHP’yi kötülemeye ayıran TRT’yi protesto edeceğimizi sanıyorlardı. O saatlerde kürsüdeydim. Ekrana TRT’yi yansıttık. Dedim ki ‘TRT’ye büyük sürprizimizdir. 47 yıl sonra yeniden Cumhuriyet Halk Partisi birinci partidir. Buyurunuz, TRT ekranlarındadır.’
“‘KAYBEDENİ YOK, KAZANANI MİLLET’ DEDİK”
“O başarıya, o zafere ulaşacağımızı biz biliyorduk. Birinci parti olacağımızı öngörmüştük. Sizler her biriniz kendi ilinizde inanmıştınız. Ben sizlere gelip de seçimde kampanya yaptığımızda, miting yaptığımızda ya da telefonla baktığımızda ya da git gide iyiye giden seçim anketlerini size müjdelemek için telefonda konuştuğumuzda sizler de zaten hep bunu söylüyordunuz. Tek farkı var; sizler kendi ilinizi biliyordunuz ama buradaki 21 ilin tamamında aynı durum ortadaydı. Biz o gece 31 büyükşehrin 15’ini kazanarak, Türkiye’de yedi bölgede il ve büyükşehir belediyesi kazanan tek parti olarak, Ege’de dokuzda dokuz Cumhuriyet Halk partisi olarak, kazanarak ve burada Afyon - Uşak - Kütahya gibi il belediyeleri üçgeninde büyük bir başarıyı kazanarak, elimizdeki bütün büyükşehirleri kazanıp, üstüne de olmayan hepsini ekleyerek çok önemli bir zafer kazandık. Yüzde 65’i nüfusun artık bizden hizmet bekliyordu. Ekonominin yüzde 80’ine CHP’li belediyeler dokunuyordu. Bunu hatırlarsınız, hem o gece konuşmalarımızda tevazu ki her birinizde fazlasıyla var arkadaşlar, rakibi kırmadan ve üzmeden… ‘Bu seçimin kaybedeni yoktur, kazananı bütün millettir’ diyerek ki kolay değil, 47 yıl boyunca kaybetmişiz. 23 yıl boyunca Adalet ve Kalkınma Partisi kazandığı her seçimin akşamı alay etmiş. Daha İstanbul’dan Ankara’ya teşekkür konuşması, balkon konuşması yapmak için çıkacakken evinin önünde bulduğu bir otobüsün üstüne çıkmış ve seçimi ilk turda yenemediği, ikinci turda küçük bir farkla geçtiği rakibiyle alay etmiş ilk bulduğu mikrofonla. Çıktığı her balkon konuşmasında tevazu göstermek yerine kibir göstermiş, tüm Cumhuriyet Halk Partilileri, kendisine oy vermeyen herkesi bir şekilde rahatsız etmiş, rencide etmiş. Bu anlayışa karşı biz dedik ki ‘Kornalara basmayalım. Davulları çalmayalım. Kaybeden adayın evinin önünde bize çalınan davulu - zurnayı çaldırmayalım. Bu gecenin kaybedeni yok, kazananı millet.’”
“MİLLET BİZE TÜKETİCİ DEĞİL YATIRIM KREDİSİ VERDİ”
“Sizinle yaptığımız ilk toplantıda da ki bunu sizler biliyorsunuz ama daha sonra basına da ifade ettik. Hep şunu söyledim; ‘Millet bize bir kredi verdi. Millet kadın adaylarının çantasına bir anahtar, erkek adaylarının cebine bir anahtar koydu. Bu anahtarlar belediyenin kapısının ya da kasasının anahtarı değildir. Ya da şehrin altın anahtarı değildir. Milletin verdiği kredi de ‘Al, harca’ diye bir tüketici kredisi değildir. Tüketici kredisi alınır, harcanır, sonra da borç ödenir. Ama milletin bize verdiği bir yatırım kredisiydi. Yatırım kredisi önce verilen, sonra takip edilen bir kredidir. Eğer iyi şeyler oluyorsa ‘Aman daha çoğunu verelim, siz devam edin’ deyip verenin fazlasını verdiği ama verdiği krediyi riskte gördüğü ve iyi yönetilmediğini gördüğü zaman da geri çağırdığı bir şeydir. Yapılan yatırım şahsınıza, partimize değil; ülkenin geleceğine yatırımdır, gençlerin geleceğine yatırımdır. Türkiye’nin demokrasisine, kalkınmasına yapılan yatırımdır. ‘Bunu bilelim, buna göre hizmet edelim’ dedik. Bu konuşmalardan sonra birbirimizi ayakta alkışladık, kucakladık, birlikte aile fotoğrafını çektirdik. Yurdun dört bir yanına dağıldık. Her biriniz yaşadığınız şehirlere gittiniz ve çalışmaya başladınız. Bunu biz de ölçtük, AK Parti de ölçtü. Geçen yıl ölçümler önümüze geldiğinde bizim ölçtüğümüz yüzde 59 olan Cumhuriyet Halk Partili belediyelerden vatandaşın memnuniyeti oranı, AK Parti’nin anketinde yüzde 61’di. Bütün anketlerde ‘Burada neden memnunsunuz?’ diye sorduğumuz sonuç biraz önce izlediğimiz ya da her birinizin iki yılınızı değerlendirirken yaptığınız lansmanlarda, değerlendirmelerde övündüğünüz hizmetlerin ta kendisi. Başta çocuğa, kadına, yaşlıya dokunan; özellikle düşük gelir seviyesine ve bilhassa emekliye dokunan işler, eşitsizliklere müdahale eden işler bir anda Cumhuriyet Halk Partili belediyeleri bambaşka bir beğeni ve kabul noktasına getirdi.”
“SOSYAL YARDIM KONUSUNDA YALANI TUZLA BUZ ETTİNİZ”
“Özellikle bir yalan çöktü. Yıllarca alamadığımız il belediyelerinde, belde belediyelerinde, hepsi sonuçlar da karşı karşıya kaldık... Millet aslında bunların yani mevcut yönetenlerin iyi yönetmediğini biliyor. Ama korkutuyorlar. Sosyal yardım veriyorlar ve diyorlar ki ‘CHP gelirse sosyal yardımları keser.’ Bu yalanın tuzla - buz olduğunu, daha doğrusu sizler tarafından tuzla - buz edildiğini gördük. Resmi rakam yüzde 460. Yani AK Partili belediyeler bundan önce bir sosyal yardım yapıyorsa siz 4,6 kat, yani 4,5 - 5 kat fazla sosyal yardım yaptınız. Millet bunu görünce yani ‘CHP yoksullara parti ayırmadan, siyasi görüş ayırmadan yardımcı oluyor ve beş kat fazla yardımcı oluyor’ deyince artık geri dönülmez bir yola girildi. Zaten Türkiye büyük bir yoksullukla boğuşan, işsizlikle boğuşan, bu sorunların çözülmediği ve sadece yerel yönetimlerin pansuman uyguladığı ya da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın pansuman tedbirleri uyguladığı, yaranın kanadığı ama üzerine ara ara pansuman yapıldığı, seçim yaklaşınca biraz daha iyi bakıldığı, sonra biraz daha ihmal edildiği bir süreci gördü millet ve dedi ki ‘Bu AK Parti yoksulluğu yönetti yıllarca. Ama görüyorum ki CHP gelirse yoksulluğu yok edecek.’ ‘İşsizliği yok edecek’ dedi. ‘Umutsuzluğu umuda döndürecek’ dedi. ‘Bu şehirleri ranta değil, halka açıyorlar’ dedi. ‘Her biri yeşil alanla övünüyor. Çok katlılarla, efendim işte gökdelenlerle, betonlarla konuşmuyor; yeşil alanın metre karesini arttırmakla övünüyorlar’ dedi. ‘Açılışlarda müteahhitlerle şakalaşmak yerine yaşlılarla sohbet ediyorlar, çocuklarla şakalaşıyorlar, bir şehrin gözünün içine gülerek bakıyorlar’ dedi. ‘Birileri hayvanları toplattırmanın, katletmenin peşindeyken bunlar bu kadar ekonomik imkansızlıklara rağmen hâlâ daha ‘can dostlarım’ diyorlar, sahip çıkıyorlar, mama üretiyorlar, sahiplendiriyorlar, iyileştiriyorlar’ dedi. ‘Her türlü canlıya, yeşile de canlara da insanlara da sevgiyle ve hizmet aşkı ile yaklaşıyorlar’ dedi.”
“AK PARTİ YÜRÜYÜŞÜMÜZÜ DURDURMAK İSTEDİ”
“İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Bunu milletin hissettiğini AK Parti ölçüp, raporları aldıkça, ‘Bu yürüyüşü durdurmalıyız’ dedi. Geçtiğimiz günlerde bilinç altından söylüyor ya ‘Ey Özgür efendi’ diyor ‘Bu gidişi durduramazsın’ diyor. Benim onun gidişini durdurmak gibi bir niyetim yok ama o Cumhuriyet Halk Partisi’nin gelişini durdurmanın telaşına düşmüş. Bütün mesele bundan ibaret. Bütün milletimiz bilsin ki bütün konu sizin memnuniyet duyduğunuz, git gide güç verdiğiniz, burada il belediye başkanları var, kimini yüzde 35’le seçmişsiniz memnuniyet yüzde 55 olmuş, kimini yüzde 50 iler seçmişsiniz memnuniyet yüzde 60 olmuş ortalaması bir yılda yüzde 58 olmuş, bu yıl daha da çok üzerine çıktığını gördüğümüz bu başarının genel seçime yansıyacağını, yani ilinizdeki Cumhuriyet Halk Partisi’nden memnun olduğunuz belediyeciliği ülke yönetimine taşıyacağınızdan korktukları için bir darbeye girişler. Ne bu? Görülmemiş bir şey. Bütün darbeler doğası gereği iktidara yapılır. Bu darbeyi iktidar yapıyor. Kime yapıyor? Kendinden sonraki iktidara. Bütün darbeler, devletin başını hedef alır. Burada kim yapıyor? Devletin başı yapıyor. Kime yapıyor? Kendinden sonraki cumhurbaşkanına yapıyor. Bu yapılan iş tamamen milletin iradesini sakatlamaya, hatta engellemeye yöneliktir. Yani sen geçmişte beni seçeceksin ve ben demokratik yollarla yönetimi devralacağım, sonra sen bana oy attıkça bundan memnuniyet duyacağım ama o tercihin değiştiğinde buna müdahale edeceğim.”
“KADROLARIMIZ HER ZAMAN SAHADA”
“Bir kişinin demokrat olduğuna seçimi kazandığı gece ne yaptığıyla değil, seçimi kaybettiği gece ne yaptığıyla, seçimi kaybettikten sonra ne yaptığına bakılır. Maalesef bu ülkeyi kazandığı seçimlerde, ‘Milli irade, milli irade’ diyen ama kaybettiğinde o iradeyi milli değil kirli gören, kendine verilen oyları, ‘Milli irade baş tacı’ deyip verilmediğinde baş aşağı etmeye çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız. O yüzden bir yıldır Cumhuriyet Halk Partili belediyeler ve Cumhuriyet Halk Partisi, AK Parti’nin yargı kolları eliyle, öyle ya kadın kollarını yeniyoruz biz. Bizim kadın kollarımız, AK Parti Kadın Kolları’nın gösterdiğinin üç katı, dört katı performansla sahada. Gençlik kollarımız, AK Gençlikle mukayese kabul edilmeyecek bir dinamizmle sahada. Yerel seçimlerde gördünüz sonrasında da. Örgütümüz dimdik ayakta. AK Parti’nin örgütünü gören yok sokakta. Salon partisi olmuşlar. Yazın serinlettikleri, kışın ısıttıkları salonlarda atadıklarına kendilerini alkışlatarak siyaset örmeye çalışanlara karşı sokakta, fabrikada, işçi servisinde, köyde siyaseti ören, siyaseti yapması gerektiği yerde yapan, halkın içinde yapan dinamik bir örgütü yenemeyecekleri için hiçbir partide olmayan yargı kollarını kurdular ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı taarruza geçtiler. İşte öyle bir sürecin sonundayız. Öyle bir sürecin içindeyiz. Devamındayız, sonundayız. O yüzden bu salonda olması gereken iki arkadaşımız operasyonlarla şu anda gözaltındalar, tutuklu haldeler. Özellikle ve özellikle şunu söylemek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde operasyonların bir tanesinde hiçbirimizi memnun etmeyecek görüntüler oldu. Hiçbirimizi memnun etmeyecek bir nokta geldi. Orada da özeleştirimizi yaptık. Gerekli görevlendirmelerimizi yaptık. Yasaklı görüşme süresi bittikten sonra ilgili hukukçu arkadaşlarımızla görüştüler, MYK’nın verdiği yetki ile de raporlarını hazırladılar. Önümüzdeki günlerde Cumhuriyet Halk Partisi onu bugün sizler de değerlendireceksiniz, aldığı karar doğrultusunda kendisinden bekleneni, kendisine yakışır bir şekilde hayata geçirecek.”
“KİMSE HAYSİYET CELLATLIĞIYLA İKTİDARA TUTUNAMAZ”
“Ancak herkes şunu bilsin ki birincisi haysiyet cellatlığı ile kimse iktidara tutunamaz. Olmadık görüntüleri devlet eliyle polisin yaptığı operasyonda hukukun dışına çıktığı iddia edilirse kendisini korumak için kendisine emanet polis kamerasından, paparazzi kamerası çıkarıp onu yandaş basına yollayıp, onun üzerinden siyaset yapanlara, o olay olmadan üç hafta önce Sakarya’da ortaya çıkan ve üç hafta AK Parti’de kimsenin ağzını açmadığı, kulağını tıkadığı, duymadığı belediye başkanının rezaletine ancak bizim günlük reaksiyonumuzdan sonra istifa ettirdikleri, yine konuşulan bir başka belediye başkanı rezaletinin bu süreçte ancak AK Parti tarafından değerlendirildiğini görelim. Biz esas olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin hizmeti, biraz önce anlatıldığı gibi şeffaf, hesap verebilir, halkın içinde ve halkla memnuniyet yaratan icraatlarının ön planda olduğu, konuşulduğu bir süreçte bir kişisel hata üzerinden bir haysiyet cellatlığını partiye mal ettirmek gibi bir niyetimiz asla yoktur. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Adalet ve Kalkınma Partisi ile karşılaştırılmaya kalktığında, etik kurallara bağlılığı, hesap verebilir belediyeciliği, dürüst, çalışkan, haramdan korkan, israftan kaçan, milletin parasını kendi parasından daha değerli gören, gözü gibi sakınan belediyecilik anlayışının zekâtı bile Adalet ve Kalkınma Partisi’nde yoktur.”
“YA YOLSUZLUK YA FETÖCÜLÜK…”
“Melih Gökçek’in, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin üç kurucusu, o ilk toplantılarında yan yana olan üç kişiden ikisi, Melih Gökçek hakkında ne düşünüyor görüyorsunuz. İstanbul’u, Ankara’yı parsel parsel satanlar, FETÖ’ye ne istediyse verenler, kendi partisi tarafından ‘Ya istifa et ya biz gereğini yaparız’ diye uzaklaştıranlar, bilhassa Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, ‘Eğer istifa etmezsen gereğini yapacağız.’ Ben Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak Genel Başkan olarak ne yapabilirim bir belediye başkanına? Çok, çok partiden atabilirim. Peki, ‘İstifa etmezsen biz gereğini yaparız’ diye tehdit edildiğinde iki ihtimal var. Ya yolsuzluk ya FETÖ’cülük. O Melih Gökçek o günden beri gidip hem de belediyeden ele geçirdiği daha zorla geri almaya çalıştıkları konutta oturarak, belediyenin makam arabasını yıllarca vermeyerek, belki dünya siyaset tarihinin en büyük yerel yönetim yolsuzlukları, iddiaları ile karşı karşıya ama kendi partisi için de söylenen ‘Bu Melih Gökçek yargılanmayacak.’ Ama her birisi Türkiye’de belediyeciliğin, temiz, şeffaf belediyeciliğin kitabını yazan arkadaşlarımız bu ithamlarla karşı karşıya kalacak. Buna Anadolu’da bir tane cevap var. Hadi be oradan.”
“MİLLET İRADESİNİ SAKATLAMAK İÇİN ŞARLATANLIK YAPIYORLAR”
“Yeni içişleri Bakanı geldi bir açıklama yaptı, minnettarım kendisine. Diyor ki ‘Efendim AK Parti ile CHP arasında ayrım yapıldığı doğru değil.’ ‘Biz’ diyor ‘Bugüne kadar İçişleri Bakanlığı olarak’ diyor tabii ‘591 AK Partili belediyeye soruşturma izni vermişiz, CHP’de bu rakam 321. MHP’de de 102.’ Sayın Bakana teşekkür ederim. MHP’nin 150’ye yakın belediyesinden 102’sinde soruşturmaya değer bir şey görmüşler. AK Parti’nin hemen bütün belediyelerinde görmüşler. Bunu kim görüyor? Müfettişler, İçişleri Bakanlığı’nın müfettişleri ya da Sayıştay denetçilerinin talepleri. Peki Cumhuriyet Halk Partisi’nde bu rakam AK Parti’nin çok gerisinde. Peki sayın bakan, ben de zaten bunu söylüyorum. Hiç kimse, bu salondaki arkadaşlarım da Sayıştay denetimden muaf değil, müfettiş denetiminden muaf değil, soru sorulur, cevap alınır ayrı konu. Madem CHP’den çok fazla AK Parti belediyesinde iddialar var ve soruşturma izni var, Hangi AK Partili Belediye Başkanını iki kolunda iki polisle, jandarmayla gördük? Hangi AK Partili belediye başkanının sabah 6’da kapısına dayandınız? Hangisini dört gün gözaltında tuttunuz? Hangisini tutukladınız? İşte çifte standart buradadır. Cumhuriyet Halk Partisi’ne yapılan iş, tamamen iktidar yürüyüşünü engellemek için haysiyet cellatlığıdır. Milletin gözünün önünde film çekmek, milleti gördüğüne, yaşadığına değil televizyonda gördüğüne inandırmaktır. Bu yapılan iş, devlet gücüyle, kamu gücüyle millet iradesini sakatlamak için şarlatanlık yapmaktır. Başka hiçbir şey değildir. Tamamını reddediyoruz.”
“DURUŞMALAR TELEVİZYONDAN CANLI YAYINLANSIN”
“Var gücümüzle bir kez daha söylüyoruz Ekrem başkanımız, tutuklu belediye başkanlarımız… Tamamının duruşmalarının televizyondan, TRT’den bir kanaldan ve isteyen tüm kanallardan canlı yayınlanmasını istiyoruz. Yargılamalarda somut iddialara, somut bir yanıt veremeyip, kendi haklılığımızı ispat edemezsek başımız gözümüz üstünde, her türlü cezaya razıyız biz. Ama bir yıl önce bu işler başladığında Erdoğan diyordu ki ‘Görün bakalım 1 aya kalmaz insanın içinde çıkamayacaklar. Birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar.’ O söylediği iddianame 9, 10 ay sonra geldi. O kadar emindik ki kendimizden, ‘Asla bir sonuç çıkmayacak, o iddianameyi yargılanmak değil yargılamak üzere istiyoruz’ dedik. O iddianame çıktı ve buradan bir kez daha Afyon’daki CHP’li ya da bize son seçimde oy vermiş değil vermemiş herkese söylüyorum. Başta TRT’de ve AK Parti’ye yakın yayın yapan bütün kanallarda ve ortada duran kanallarda ama onlara sevk edilen haberlerle izlediğiniz yayınlarda, bir yıldır izlediğiniz hangi CHP’yi zorda bırakacak iddia, gerçekten iddianamede var. Hiçbir tanesi yok. Her birine ‘Yalan atıyorlar’ dedik. ‘Hadi bakalım kanıtlasınlar’ dedik. ‘Görüntü var’ dediler, montaj çıktı, stok çıktı, o çıktı, bu çıktı. En son iddianamede soruyoruz. Yahu gazeteci arkadaş, sen ‘bin 200 tane cep telefonu’ demiştin hani? ‘Vallahi beni de kandırmışlar. Ben öyle duymuştum.’ Öbür birine soruyorsun, ‘Hani parkenin altından milyon euroların videosu vardı? Arama sırasında çıktı.’ İddianamede yazısı bile yok. Hani videosu olacaktı? Görüntüsü olacaktı? ‘Vallahi ben de kandırıldım, öyle duymuştum’ diyor. Bir başkasına diyorsun ki ‘Kardeşim sen bu kadar somut bir şey iddia etmiştin.’ ‘Vallahi siyasette biraz yalan vardır’ diyor. Böyle bir sürecin sonunda aylardır konuşulan, üstünde tepinilen her şey boş ve yalan çıktı. Bir tane gizli tanık vazgeçti, gitti. Onun söyledikleriyle tutuklanmıştı arkadaşlar. Altında başka bir gizli tanığın imzası çıktı. Yazım hatasına kadar aynı. ‘Biz sadece tanık beyanı ile tutuklama yapmadık’ diyen kişi Adalet Bakanlığı makamına çıktı. Ama daha dün serbest kalan 18 kişinin hiçbirisinde bir kanıt olmadığı ortaya çıktı. Daha da içerde bulunan tüm arkadaşlarımız için önlerine konulabilecek somut, kanıtlı yolsuzluk haksızlık hiçbir şey çıkmadı. Çıka çıka şu çıktı, AK Parti’nin geçmiş dönemlerde inşaat yapanlardan imar isteyenlerden, ihale alanlardan, herkesin bildiği, Türkiye’nin gözünün içine bakarak söylüyorum, bilhassa AK Partili iş adamlarının gözünün içine bakarak söylüyorum. O iş adamlarının ödediği paylar var ya paylar… Ya da haydi eğri oturup doğru konuşalım. ‘Havuz medyası’ yazıyor ya havuz medyası… Havuz medyası ne demek? Bir havuz demek. Havuzu kim oluşturmuş? Bilmiyor muyuz dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım devletten, kamudan ihale alan şirketlerden bir havuz oluşturup oraya onlardan kesintiler yapıp, bağışlar alıp, oluşturduğu havuzla TMSF’nin elindeki gazete ve televizyonları alıp da bugünkü o havuz medyasını oluşturmadı mı? Nereden geliyor bu ‘havuz’ adı? Vakti zamanında Binali Bey’i övüyordunuz kapalı toplantılarda. ‘Sayın Bakan’a teşekkür ediyoruz. Medyadaki önemli eksiklerimizi giderdi. Artık bizi anlatacak, savunacak kanalları aldı getirdi.’ Şimdi bize o haysiyet cellatlığı yapan kanalların hepsi havuzla oluşmadı mı? Ortaya çıkan bir şey varsa havuza alınan ya da herkesin bildiği gibi AK Parti’deki o meşhur yüzde 10’luk, 20’lik paylar… Birileri tarafından ‘Ben ne yapayım?’ dendiyse, ‘Oraya bir tane kreş yap’ denmiş, denmişse bu denmiş. ‘Bu kadar yoksulluk varken erzak dağıt’ denmiş. ‘Ramazan’da alışveriş kartı ver de dağıtılsın’ demiş. Bunlardan yolsuzluk çıkmaz. Tayyip Erdoğan dört bakanının evlatlarının ve kendilerinin odalarında, ayakkabı kutularında dolar çıktığında önce ‘Onları FETÖ’cüler koydu’ deyip ‘Sonra bizim paramızdı, faiziyle geri istiyoruz’ dendiğinde televizyonlara çıkıp ‘Belediyenin, kamunun cebinden çıkan bir şey var mı? Yok. O zaman yolsuzluk olmaz’ diyordu o paralar için. Bir yıldır öyle bir para arıyorlar, 1 kuruş yok. ‘Kasa nerede?’ diye soruyorlar, kendilerinden biliyorlar. Bizde kasa - masa yok. ‘Paralar nerede?’ diyorlar, bir para varsa yoksulun kursağında geçmiş, sosyal yardım olmuş, kreş - yurt olmuş, açılışında da adı anılmış, söylenmiş. Şimdi buradan Cumhuriyet Halk Partisi‘ne yolsuzluk, AK Parti’ye de temiz bir geçmiş varmış gibi yapanlar Allahlarından korksunlar. Melih Gökçek yargılanmadan, geçmişte millete ‘illallah’ dedirten AK Parti belediyeciliği yargılanmadan bırakın yargılanmayı Cumhuriyet Halk Partisi’ne soru dahi sorulamaz.”
“ELLERİNİ NEYE ATSALAR PATLIYORLAR”
“Biz ‘Yok ya, buna da inanan mı olur?’ deyip susarsak birçok yerde daha sonra konuşuluyor. Daha bu sabah, o havuzdan oluşan, bulunan kanallardan, gazetelerden biri… Tabii temel derdi şu; geçen hafta büyük bir haysiyetsizlik yaptılar. Ne yaptılar? O meselenin içindeki herkesin eşi, çocuğu, annesi ya da o meseledeki herkesin annesi - babası olduğunu, önünde yaşanacak koca bir hayat olduğunu düşünmeden ne genci sakınarak, ne aileyi sakınarak yaptıkları işi ‘gazetecilik’ diye o rezaleti ortaya koydular ya. Biz de buna tepki gösterdik ya. Eğer hukuk devletiysen İçişleri Bakanlığı bir soruşturma açacak ya. ‘Nasıl oluyor da oluyor, sabah çekilen görüntü sabahın köründe Sabah’ın eline geçiyor?’ diye soruyoruz ya. İşte onlar şimdi her hafta yeni bir haysiyet cellatlığı; ‘Direnişi kırmak için Özgür Özel’e saldırmalıyız.’ Neye ellerini atsa patlıyorlar. Muhittin Böcek’in meselesinde; ‘Efendim Manisa’ya geldiler, Özgür Özel de oradaydı.’ İçişleri Bakanlığı kayıtları, parti kayıtları yalanlıyor. Muhittin Böcek‘in yanındaki herkes gidip rahmetli Ferdi’nin çağrısıyla geldiğini, konumun Ferdi’nin attığını, ‘Bize projelerini anlat abi’ dediğini, 3,5 saat hangi projeleri yaptığını sunumunu vererek anlatıyor falan… Küçücük öğrenci evini ‘Özgür Özel yıkım kararı olan bir yeri aldı, para kazandı’ dediler. 18 katlı bir daire olduğu çıktı. ‘Aldı, çok para kazandı’ dediler. 18 daire içinde en pahalıya alanın biz olduğumuz ortaya çıktı.”
“PARTİNİN GENEL BAŞKANI NEREDE DURMASI GEREKTİĞİNİ BİLİR”
“Bir sürü yalan ürettiler. Bugün partiden de fevkalade ahlaksız işler yüzünden gönderilmiş birisini çıkarmış ve ‘Ben biliyorum’ diyor, partiden atılalı yıllar olmuş, ‘Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu Amerika’da 3 milyon dolarlık daire aldı’ diyor. Bak Sabah, sabahın köründe sana söylüyorum, Sabah. Amerika’da değil daire, bir tırnak makasım varsa, değil Amerika’da, dünyanın herhangi bir yerinde, Türkiye dışında bir tırnak makasım varsa, bir centim varsa işte orada elinizde, Dışişleri Bakanlığı sizde. Trump yanınızda, Amerika’nın kuralı, kanunu şeffaflığı ortada. İspatlamayan namerttir, bir tırnak makasım varsa Türkiye dışında ve bir tırnak makasım varsa yıllardır verdiğim, 15 senedir tam gününde mal beyanı veririm. Numan Bey’in elinde, devletin elinde. Orada yazan mütevazi mal beyanı ki kızımın hesabındaki 500 sterline kadar yazmışımdır. Kızımın, eşimin ve benim her şeyimi yazmışımdır. Şu kadarcık mal ve yanında 1 metrekare fazla toprak, 1 kuruş fazla para varsa Özgür Özel daha burada durmaz. Ama bunu ispatlayamayan o sabahın köründe iftira atana da yan tarafındaki irili ufaklı paçavralara da söylüyorum. Aynı geçmiş sefer olduğu gibi hepsine dava açacağım, bütün bu davaları kazanacağım. Bu davaların parasıyla garip gurebbaya Afyon sucuğu dağıtacağım. Alnınızı karışlayacağım, hodri meydan. Hodri meydan. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı, nerede durduğunu, ne yaptığını bilir. Çünkü kendisine emanet edilenin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün koltuğu olduğunu bilir. O koltuğa yakışmayacak, bırak böyle koca koca işler, zerre kadar lekenin hesabını veremeyecek olan namussuzdur, şerefsizdir.”
“BU MİLLET BUNU UNUTMAZ”
“Son sözüm, Mustafa Bozbey, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanımız, İzmir programım vardı, İzmir’de iki gün üst üste, sonra Manisa’da yoğun bir program vardı. Dün akşam Mustafa Bozbey’le dayanışmak için Bursa’daydım. Oradan Afyon’a geldim, şimdi de Kütahya’ya gidiyorum. Bursa’daki durum Mustafa Bozbey’e sorulan soru, ‘Ya AK Parti’ye katılacaksın ya Silivri’ye atılacaksın.’ Aylardır, yıllardır bu baskıya direnen, defalarca açıklama yapan, ‘Ben bunu yapacak kadar onursuz’ değilim diyen Mustafa Bozbey’e, ‘Hazır belediye meclis çoğunluğu elimizde’ demişler, her şeyi eşelemişler, görev süresi boyunca hiçbir şey bulamadılar. Beş yıl geriye, iki yıl geri, yedi yıl öncesine yine belediyeye değil, bir vakfa bir iftiracı buldular. Dün o iftirayı atanın dolandırdığı 500 kişi, evinin önünde eylem yaptı Bursa’da. 500 Bursalıya olmayan daireyi satan güçlü bir dolandırıcı çete, biri elde, biri firarda, biri itirafçı olarak dosyada. Ve ömrü boyunca Bursa’yı dolandırmış şu anda firarda olan birisinin 7 yıl önce yazdığı, çizdiği sosyal medya işleriyle 12 yıllık bir mevzu diye söylediği yerden Bozbey’i gözaltında tutuyorlar. 20 saat ifade emniyette, birkaç saat sonra savcılığa, 20 saat de orada toplam 40 saat ifade vermiş. Üstüne hakim karşısına çıkarıyorlar ki perişan haldeyken ve Mustafa Bozbey’e tutuklama talep ediyorlar. Şu kadarını söyleyeyim Tayyip Bey’e dün söyledim dinlemedi. Tayyip Bey ya Bursa’da dün 29 açılış yaptık, burada Afyon’da gördüğümüz gibi Afyon ölçeğinde, Bursa ölçeğinde dünya kadar iş yapılmış, hepinizin yaptığı gibi. Ve müthiş bir memnuniyet var. Dün bir gün içinde karar verilen bir akşam toplantısına Bursa tarihinde görülmemiş bir kalabalıkla iştirak etti Bursalılar. ‘Ya meydanın sesini, milletin sesini dinlersin ya da şeytanın kulağına üflediği sesi dinlersin, şeytana uyarsın’ dedim. Görüyorum ki yine şeytana uyacak. Ama nefsine kurban olup şeytana uyup milli iradeyi sakatlayanlara bu milletin ne yaptığı hep çok belli. Hiçbir darbeci darbeden sonuç alamamıştır, kısa vadede almıştır ama ne 1960 ne 12 Mart ne 12 Eylül ne 15 Temmuz darbelerin darbeyi yapanlara şu anda ‘İyi yaptı’ diyen kimse kalmamıştır. Bütün siyasi müdahaleler ağır cezalandırılmıştır. Daha 2019’da Ekrem İmamoğlu‘nun mazbatasını iptal edip 13 bin farkı yok sayanlar ve ‘CHP hile yaptı, seçimleri yenileyeceğiz. Şimdi CHP’ye Osmanlı tokadı atacağız’ deyip de 806 bin farkla demokrasi tokadı yiyenler hala akıllanmıyorlar. Bu millet kararı verdi mi saygı duyacaksın. Böyle düğme ilikleyeceksin, saygı duyacaksın. Biz bugün burada bu kararlılıkla, bu güçle duruyorsak 47 yıl boyunca milletin ak dediğine, kara demediğimizden; milletin hak dediğine yok demediğimizden; millet otur deyince oturduğumuzdan, kalk deyince kalktığımızdan, sus deyince sustuğumuzdan, konuş deyince konuştuğumuzdan. Devlet ve millet meselesi Türkiye’de başka hiçbir yerde olmayacak kadar nettir. Bu millet devleti sever. Millet kurdu bu devleti. Kurucularını çok sever. Çağırır, askere gider. Çağırır, evladını yollar. Ay - yıldızlı al bayrak sarılı tabut gelir, ‘Vatan sağ olsun’ der. Ama Atatürk’ün emaneti Cumhuriyet’in kazanımı sandığa el uzattın mı o eli kendi kırar. Şehidine ‘Vatan sağ olsun’ derken ‘Oyunu kullanmayacaksın, kararı ben vereceğim’ diyene ‘Sen kim oluyorsun’ der. O yüzden bundan sonra da Bozbey’i bugün tutuklayabilirler, inşallah olmaz ama tutuklarlar. 31 Mart 2024’te sandıkta alamadıkları seçimi savcıyla alırlar, eyvallah. Ama bu millet bunu unutmaz. Unutmayacak.”
“BİZ KAZANACAĞIZ, TÜRKİYE KAZANACAK”
“Gün gelecek, size söz veriyorum arkadaşlar, hani hepinizin oyları sayılıyordu da her seçimde ‘Aman ha TRT’ye inanmayın, dezenformasyona bakmayın, sandıkları terk etmeyin, ıslak imzalı tutanakların ucunu bırakmayın’ diye sandık görevlilerine mesaj atılıyordu ya, bu seçim sandıklar açılırken nasıl geldiyse o mesaj Türkiye’nin dört bir yanından çok iyi haberler alacaksınız, sakın sevinip de sandığı bırakmayın, ıslak imzalı tutanağı almadan bir yere ayrılmayın diye. Size söz veriyorum, aynı mesaj önümüzdeki genel seçimlerde sandıklar açılmak üzereyken gelecek. Ve size söz veriyorum nasıl ilk girdiğimiz yerel seçimlerde parti, birinci parti olmuşsa genel seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi, kurulduğu gün gibi yine Türkiye’nin birinci partisi ve iktidar partisi olacak. Hepimizin yolu açık olsun, hepinize teşekkür ediyorum. Tüm CHP’li belediye başkanlarımızla onur duyuyoruz, gurur duyuyoruz. Ne baskılar yıldırabilir bizi ne de durdurabilirler. Siz iktidar yürüyüşümüzü onurlu, gururlu atlılarısınız. Sürün arkadaşlar atları iktidara doğru. Sürün atlarınızı iktidara. Biz kazanacağız, Türkiye kazanacak. Hepinize teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun.”
18.05.2023
05.04.2023
31.03.2023
22.03.2023
17.03.2023
16.03.2023
14.03.2023